BİRLİKTE. DAHA GÜÇLÜ.

BLOG
banner
İngilizce Konuşmak Bu Kadar Zor Olmamalı!

Dil eğitimi her ne kadar çok yaygın hale gelmiş olsa da benim tecrübelerimden yola çıkarak söyleyebileceğim şu ki öğrenme bir aşamaya kadar getirilse bile pratik maalesef her zaman eksik kalıyor. Biraz eskiye gidecek olursak, Anadolu Liselerinin yaygınlaşması, internetin hayatımıza girmesi, yabancı dilin her iş başvurusunda adaylara koşullardan biri olarak sunulması İngilizce dil eğitimine olan talebi de ilgiyi de asla azaltmadı aksine arttırdı. Yaz tatillerinde gidilen yaz okulları ya da yabancı öğretmenlerin olduğu liselerde öğrenim görme şansınız olmadıysa bu açığı özel kurslarla, derslerle ve son dönemde popüler olan online uzaktan eğitimlerle çözmeye çalıştınız büyük ihtimalle.

Şu an iş hayatında belli bir süredir çalışan ve de iş-özel hayat arasında yoğun trafiği olan yetişkinlerin bir de dil eğitimine vakit ve de kaynak ayırması git gide zorlaşıyor. Global dünya anlayışının her geçen gün katlandığı, uluslararası şirket evliliklerinin arttığı, yabancı ortaklıkların yaygınlaştığı profesyonel hayatta hem mevcut konumu korumak hem de daha iyi kariyer olanaklarına erişmek için İngilizce ile olan mesai hiç bitmemeli ve hatta mümkünse ilerletilmeli.

Dil öğrenme süreci hiç bitmez ama ben hem eğitimini almış hem de iş hayatında aktif kullanmış ve de son 4 yıldır sadece bu alanda eğitim veren biri olarak sizlere dönem dönem belki baş ağrısı olan belki çok heveslendiren ama aklınızın bir köşesinde hep duran bu “iş” ile ilgili bazı öneriler aktarmak küçük ipuçları vermek istiyorum.

Öncelikle İngilizcenizi geliştirmek ve günlük yaşantınıza entegre edebilmek için gerçekten gönüllü olmalısınız. Her işte olduğu gibi bu işte de sürdürebilirlilik önemli. Hem beyninizi buna kanalize etmeli hem de davranışlarınızla bu niyeti pekiştirip alışkanlık haline getirmelisiniz. Bildiğiniz gibi herhangi bir davranış kalıbını benimsemek için en az 21 gün rutin olarak bunu tekrarlamalısınız. Kafanızda bu işe yer açmadığınız sürece İngilizce ile mesainiz olduğu yerde sayacaktır. Kısaca ilk iş gerçekten istemek ve isteği hayata geçirmeye uygun çabayı sarfetmek.

İkinci olarak söyleyeceğim, yetişkin öğrenmesi bir çocuğun ya da gencin öğrenmesiyle kıyaslanamayacağı için zaten yavaş olan öğrenme sürecini sıkıcı hale getirmeden, günlük hayata olabildiği kadar yakın tutacak şekilde o yetişkinin kişisel özelliklerine göre şekillendirmektir. Örnek verecek olursam, ilgi alanlarınıza yönelik okumalar yapın en basitinden. Sırf dil bilgisi öğreneceğim diye ders kitaplarının, size uygun olmayan okuma metinlerinin içinde kaybolmayın. Günlük yaşantınızda sizi çeken, meraklı olduğunuz alanlarda İngilizce metinlere göz atın. Bir sürü yabancı kelime vardır, takip edemem diye düşünmeyin. Seviyenize uygun olabilecek metinleri ilk birkaç cümleyi okuyarak anlarsınız. Genel olarak konuyu bildiğiniz için İngilizce makaleyi de kavramsal boyutta, kabaca aklınıza oturtabilirsiniz.

Gelelim okurken karşımıza çıkan anlamını bilmediğimiz kelimelere… Sözlük en iyi arkadaştır bu süreçte ama demiyorum ki gidip kalın sözlükleri alın çantanızda taşıyın. Artık her alanda olduğu gibi bu alanda da mobil uygulamalar, aplikasyonlar söz konusu. Bir tane İngilizce-Türkçe sözlük uygulaması ve bir tane de sadece İngilizce anlam veren (Türkçe içerik barındırmayan) sözlük uygulamasını akıllı telefonunuza indirin. Bilmediğiniz kelimeyi anında kontrol edin. Türkçe yerine İngilizce kontrol etmek önceliğiniz olsun. Eş anlamlı kelimeleri görebilir, açıklama sayesinde siz Türkçe karşılığı tahmin edersiniz. Eğer çok zorlanırsanız Türkçe sözlük yardımınıza koşsun.

Okumak dili pekiştirmek ve ilerletmek için kritiktir. Toplu taşımada olduğunuz ya da okumanın imkansız olduğu koşullarda dinleyebileceğiniz kaynaklar da var. İngilizce podcast’ler burada çok işinize yarayacaktır. Yine ilgi alanınıza ve seviyenize göre seçeceğiniz bir podcast sizin İngilizce mesainizde kalmanıza destek olacak, kulak aşinalığınız, telaffuz bilginiz, yeni kelime dağarcığınız zenginleşecektir.

Hepinizin bildiği gibi okuma, dinleme ve de yazma dil öğreniminin klasik basamaklarıdır. Son yıllarda hayatımıza bir de izleme eklendi. Bu aşamayı nasıl avantaja çevirebileceğinizi anlatmadan önce yazma ile ilgili kısa bir bilgi vermek istiyorum. İş hayatında İngilizce kullanma/yazışma imkanı olanlar lütfen basit düşünerek ve de basit cümleler kullanarak korkmadan kendinizi ifade etmeye gayret edin. Yazdıkça dinlediklerinizi, okuduklarınızı hatırlayacaksınız. Beyniniz siz bir kelimeyi ya da fiili ararken daha önce karşılaştığınızı biliyorsa onu hafızanızdan geri çağırmak için sizi zorlayacaktır. Bu zorlama, sizi hatırlamaya ve de hatırladığınızı kullanmaya teşvik edecek. Sonuçta o cümle sizin eseriniz, Google Translate’in değil ve onu sahipleneceksiniz. Bilginizden emin olduğunuz kadar yazdığınızdan da emin olacaksınız.

İzleme ile ilgili olarak yabancı diziler ve filmler hepimizin günlük hayatının parçası oldu son dönemde. Özellikle diziler, hepimizin günlük koşturmacada sadece kendimize ayırdığımız 45 dakika-1 saat diyebiliriz. İngilizce seviyeniz ortalamanın üzerindeyse İngilizce alt yazı seçeneğiyle izlemeye gayret edin. Bilmediğiniz bir kelime duyduğunuzda elinizin altında duran telefondan ilgili sözlük aplikasyonuna gidip anında anlamını kontrol edin. Orta ve daha düşük İngilizce seviyesindeyseniz Türkçe altyazı ile izleyin ama izlerken kurulan cümle yapılarına, kelimelere dikkat etmeye gayret edin. Günlük hayatta kullanılan İngilizce kalıpları yakalamaya çalışın.

En sona pratik yapma aşamasını bıraktım. Yukarıda bahsettiklerim sizlerin bireysel olarak yapabileceğiniz ufak çalışmalar ama eğer imkanınız varsa İngilizce konuşma pratiği yapabileceğiniz kişileri ve ortamları değerlendirin. Sizi yargılamadan dinleyecek bir arkadaş ya da olanaklarınız dahilindeyse bir hocayla belli aralıklarla buluşup günlük hayatınızdan, yaptıklarınızdan bahsedebileceğiniz bir sohbet ortamı size çok fayda sağlayacaktır. Hoca ile çalışmanın avantajı konuşmanız esnasında yakaladığı eksik ya da yanlış kalıpları size daha sonra gösterip o konu üzerinde çalışmaya yönlendirecek olmasıdır. Hoca olmadan yapılacak olan pratikte her türlü işinize yarayacaktır.

Son olarak İngilizce’ye dair önyargılarınızı, yapamam bakış açınızı bırakarak bu yola çıkın. İnanmak başarmanın yarısıdır. İnançla, kafaca ön yargılardan arınmış bir bakış açısıyla, kendinizi de bilerek, beklentilerinizi gerçekçi tutarak, öğrenme sürecinin vakit aldığını hiç aklınızdan çıkarmadan ilerlediğiniz takdirde gelişimi tetiklememeniz imkansız. Başardıkça da ilginiz artacak, artan ilgi sizi daha da ileriye taşıyacak.

Umarım genel hatlarıyla anlattıklarım sizlerde bir minik kapı aralamış, ışık girmiştir. Detaylı soru sormak istediğiniz takdirde bana her zaman yazabilirsiniz. İletişim adresim: gurdalberna@gmail.com

 

Sevgilerimle,

Berna Gürdal Dayı

 

BERNA GÜRDAL DAYI
12.10.2017